Bir camın kırılışına verdim zerreciklerimi…
Birde hayaline sarılıp ,savruldum uzak coğrafyalara…
sessizliğin ve yalnızlığın ucundayım…
Bir camın kırılışına verdim zerreciklerimi…
Birde hayaline sarılıp ,savruldum uzak coğrafyalara…
sessizliğin ve yalnızlığın ucundayım…
73 NO’LU MAHKUM
Dr. Springer pekte uzak olmayan bir zamanda , Çin’de, Ming’in özel doktoru olarak bulunuyordu. Ming’in çok güvenini kazanmıştı. Dr. Springer anlatıyor:
Bir yabancı olduğum halde bana, karargâh içinde istediğim yere girme izni verilmişti. Bununla beraber günlük politika islerinden elimden geldiği kadar uzak kalmağa uğraşmama rağmen, şehir baskınlarına, esir katliamlarına ve kitle halindeki idamlara defalarca şahit oldum. Fakat Çin’de geçirmiş olduğum beş yıllık zaman içinde, bana çok tesir eden en canlı hatıra, su olmuştur
O gün 74 mahkûm kursuna dizilecekti. Doktor olduğum için sabahın erken saatinde alana gittim. Ateş emrini verecek olan genç bir subay da, takımıyla gelmiş bekliyordu. Sonunda tetiklerin her çekilisinde, doldurulmuş olan on iki tüfek birden ateş etmeğe başladı ve her ateş emrinden sonra, bir çizgi halinde uzanan mahkûmlardan biri eksiliyordu. Bu kargaşalık arasında, sondan ikinci, yani 73. Mahkûma gözüm ilişince, hayretimden dona kalmıştım.
Zira bu zavallı, rahat rahat ve kendini unutmuş bir halde bir kitap okuyordu. Evet bir kitap okuyordu. Kendisine doğru yaklaşan ölüme aldırmaksızın, çevresini saran ve kendine yaklaşan faciayı bilmiyormuş gibi kitap okuyordu.. Bütün bu korkunç gürültüler, barutun genzi yakan, kanın mideyi bulandıran kokusu, onu rahatsız etmiyordu. Bu durumdaki bir insani böyle bir anda, çekebilen kitabi çok merak etmiştim.
Her şeye rağmen, onunla konuşmaktan kendimi alamadım. “EN SON DAKİKALARINIZDA SİZİ TESELLİ EDECEK, BÖYLE BİR KİTAP OLABİLİR Mİ?”
Gözlerini okuduğu kitaptan ayırmadan, çok güzel bir İngilizce ile cevap verdi: “BÜTÜN ÖMÜR BOYUNCA EDİNİLMİŞ OLAN TECRÜBELERİN, BİR DAKİKA İÇİNDE BOŞ OLDUĞU ANLAŞILABİLİR. ÖYLE Kİ: ÖLÜM YAKLAŞIRKEN BİLE…” bu cevaba söylenecek hiç bir şey bulamamıştım. Et ve kandan örülmüş böyle bir duvar karsısında, nasıl bu kadar sakin olabiliyordu? Çinlinin yanından ayrılamıyordum, ama o benim yani basında durduğumun farkında bile değildi.
Okumaya Devam »
“biz” küçüktük.koştuk,oynadık günlerce,haftalarca.resmin resmimdi yukarıdan döne döne düşerken.
ben çok umursamazdım seninle hala “biz” iken.har vurup harman savuruyordum “biz”i “biz”sizliği düşünmeyerek.sense çok bağlıydın “biz”e.ben ne kadar vurdum duymazsam sen o kadar bağlandın umutsuzluğun umuduna.
bu mesajı çıkmazlarımın tam ortasından yazıyorum sana.Ne biraz sağ,ne biraz sol tam orta.bunu sana yazdığım yer karanlık ve puslu.Her an vahşi bir düş sömürücüsü gelip beni de düş koleksiyonuna katabilir.o yüzden şu satırları yazarken çok dikkatli olmalıyım..bi anlık dikkatsizlik ruhumun kanlarıyla mesajımın kalbini yıkayabilir.zaten bir tek düşlerimiz,hayallerimiz değil mi çıkmazlardan birazcık da olsa kafamızı çıkarıp rüzgarı hissetmemizi sağlayan?düşüm de sömürülürse artık mesajı almışın almamışın hiç bir önemi yok.
Howard ,yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu.O gün hiçbir şey satamamıştı, karnı da çok açtı.Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek bir şeyler istemeye karar verdi.Kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce utandı.Yiyecek bir şeyler yerine : Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim? diyebildi yalnızca.Genç bayan çocuğun aç olabileceğini düşünerek kocaman bir bardak süt getirdi ona.Çocuk sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra Çok teşekkür ederim ,borcum ne kadar?diye sordu genç bayana.
Okumaya Devam »
Bugün bir işim vardı ordan geliyordum dikkatimi çeken birşey farkettim.Hemen bloguma yazmalıyım dedim Ve..
Yollardan geçtik çok onlarla geçtik.
Silahlı adamlar,infaz yapanlar.
Fırtınalı İstanbul’un geceleri deli.
Suratında çizik,psikopatlar.
Bak bişey diyim,sabah 6 çayları.
Garip kahvelerde insanlar şeytan.
Çok aptal bu dostlar,yolum ona toslar.
Sokakta horozlar diklenir,yumruklar.
Çocukken çok dayak yerdim ???
Kimse sevmezdi hocalarda cetvel.
Şimdi geri bakıyorum görüyorum halen.
Yanımda yok,ne dostum ne ailem.
Dumanlı geceler hayat tuzak dolu.
Gerçekten engebeli çok benim yolum.
Eskiden kavgacıydım sağım solum belli olmazdı.
Bu deli yazdı.
Korkunç kabus,fırtınalar kopar yüreğimde,anlatılmaz.
Hasta düşünce.Hasta düşünce,aklıma geldi kafama sıkmak.
Okumaya Devam »
Osmalı zamanında bilgisayar olsaydı nasıl olurdu gelin birlikte okuyalım
> görev çubugu: degnek-ül vazife
> çift tiklama: tikirt-ül tekerrür
> administrator: sahip-ul edevat
Hepsi birbirinden güzel şarkı sözleri
Bir hackeri çok sevdim
o beni hiç sevmiyor
şifremi ona verdim artık qeri vermiyor
klavyem mousem bağlanmış
çaresizim adminim
bu msni sen verdin benden almak istiyor
(bir kuLunu çok sevdim)
Okumaya Devam »